20081017

Çubuk Makarna

Biraz önce dedim ki kendi kendime, ama biraz önce dedim bunu, dedim ki bir daha olması gereken bir şeyleri oldurmazken neden oldurmadığıma özen göstericem dedim. Takdir edersiniz ki bana bunu söyletecek bir olay oldu. Yoksa bir insan evladı kalkıp neden her mahlukatın bayıldığı şey olan önemli olanı varken daha zevkli ve boş görünen işlerle vakit geçirme eylemini böyle kesin bir dille bir daha yapmayacağını iddia etsin!
Biraz önce Boris Vian'ın (B.V.) gözlerine baktım. Hem de böyle dikkatli dikkatli baktım. Hayattaki en önemli şeyleri sıralarken yazdığı şu "yazılmış aşk romanlarının en büyüğü"nde dili netti ve bir kaybedenn ağzından çıktığı belli sözlerdi bunlar. Başka mühim bir şey - daha doğrusu yapılması gereken, hayati düzenimizi sağlayan şeyleri kesebilecek kadar mühim bir şey - yok. Net durunca, net olunca yok.
Biraz önce ben biraz önce zamana bakarken bir su dalgasının üstünden gölgesini gördüm zamanın şaşırdığımı zannettim görüntünün zamanla çeliştiğini düşündüm şu klasik fiziğe bile yetmeyen aklımla ama nafile zamanın gölgesini görebilmek için onun şarkısını duymak gerekir ve bas gitarla davul arasındaki 3:05 teki ince geçişi yakalayamayan her kimsen!SEN! Hayatının geri kalanında bir "zaman algılayamaz" oldun gidenin gelenin yitenin gidenin senin için artık hiçbir önemi yok de leri ayrı yazmamış olmak beni çıldırtıyor kafam o kadar karmaşık ki içinde makarnalar oynaşıyor.

c.

20081015

sofi*


Sofi sorunlarına alternatif çözümler üreten bir kedicik.İnsanları sevmez.Biri gelince saklanır.Alışma sorunu var.Odanın şekli değişsin yadırgar.Her yeni eşyayı koklar, denetler gümrük misali.Avcı kedidir.Çiğ yer eti.Kendi de avlanır.Avlanırsa ödül vardır.Anneme bayılır.Bende bayılırım anneme.
*özledim.
d.

20080928

zamanın ötesinden...

Soytarıyı kim güldürsün. Bu hiyerarşiden nasıl kurtulmalı (Ben kendimi Don Kişot sanıyorum. Don Kişot da kendini şövalye sanarmış)
Sarhoşluk tek dayanağımız ve her halukarda sıkılıyorum ben. Sarhoş olmak istiyoruz ama o kadar çok içmemiz gerekiyor ki; midemiz izin vermiyor. Elimde kanla, oturuyorum aşağı.
Kıvrımların ele verdi yalnızlığını: kendine dönük bir çizgi! Tutsan, uzatsan helezon olacak.
Sen dışra, ben içre.
Ben, sefih.
Başımızın üstünde esrar tohumları, şarap şişeleri ve sustalılar dönüyor. Üstelik sıkıntımız ruhumuzu yamayamıyor.

ps: o kadar öte bi zaman ki bu, yazmış olduğumdan bile emin olamıyorum. zaman: hafızaya göre.


c.

20080917

TOLKTUMİ

Gitmesine göz yumamamak
Kedinin tırnaklarını kesememek gibidir
Ve sıcacık çayı içememek sıcağından
Ve halk kütüphanesinden kitap alamamak uzağından
Yakınından bir kahve her zaman iyi gelecektir.
Hayatımızdaki Rahmi ya da Receplerin hepsi iyi kalpli çaycı hayallerimize garkönayak olmak zorundalar mı?
Önünde duran çiçeğin adını bilemiyorsan;
Bilmiyorsan aslında.
Hah!
İşte o zaman konuş benimle.


c.

20080905

Zerafeti Başka

Gözlerimi kamaştırırken ayın ışıltısı
Kim çevirebilir kafamı
Tanrı'nın laf anlamaz kullarına
Ki ışık hırçın, söz dinlemez
O bile koyuyor gözlerimin önüne bir "durul ziyafeti"
Zerafeti başka ışığım...

* * *

Onca kumu alıp götüren sesi bile denizin,
Ayın ışığına işliyordu.

c.
-Wax Poetic, İstanbul-parça 9 eşliğinde

Deniz hafif dalgalı. Hızlı yazmak zorundayım gibi. Sanki bir soluk sonra bitecek. Sanki nefeslendiğimde karşıdan gelen dalga ağzıma girecek. Köpükleri kaşıyacak içerden sırtımı. Derilerimi dökecek gibi. Öyle geliyor bana. Sanki sırtımda yeni lekeler bırakacak. Bir balık dövmesi çizecek sırtıma, güzel gölgeli. Kocaman.
Bir de bakıyorum, sırtım olmuş balıksırtı. Pullu mullu böyle, yukarıcan gelen kıvırcık saçlarımı da içine almış. Gövdemle saçlarım ayrılmaz bir bütünlük içindeler. AHENK dediğin bu olmalı. Dalgalar gibi. İlerleyen. Ardını hiç boş bırakmayan, hep birbirinin götünü kollayan dalgalar gibi. Eller ve kalemler gibi. Yavaşça kuyruk sokumuma inmiş. Biraz erotik. Pornografik olması için yukarıdan bir tutam saç uzanıyor usulca kulağıma. Bir şeyler fısıldıyor, tıslar gibi - yavaşça. Anlamıyorum. Anlamıyorum.

15.08.08
Datça

c.

20080904

cassiopeia dedin.

d.